
| Harf İstifa ederse n olur okuyunda görün |
|
Bütün gazetelere, televizyonlara, haber ajanslarına ve belli başlı devlet dairelerine aynı anda gelen ve nereden geldiği belli olmayan bir mesajı kimse ciddiye almamıştı. Mesajda aynen şunlar yazıyordu; “Türkçe dilinde yürütmekte olduğum görevimden yarın itibariyle (8.9.2005) ayrılıyorum (istifa ediyorum). İmza Alfabenin birinci harfi A Mesajı alan hemen herkes önce yapılan bu şakaya gülmüş, ardından da kağıdı buruşturup atmıştı. Elbette hiç kimse bu mesajı ciddiye almamıştı ama ertesi gün sabah uyandıklarında çok ilginç bir şeyle karşılaştılar. Gerçekten de alfabenin birinci harfi, ilkokul birinci sınıfta ilk öğretilen A harfi artık yoktu. Kim ve nasıl yaptıysa A harfi sanki hiç olmamış gibi ortadan kaybolmuştu. Sabahleyin gazetelerini okumak için açanlar, “B ş b k n son demeci: bizim Yun nist n ile sorunumuz yok”, cümlesini gördüklerinde, önce bunun pek sık rastlanılmayan bir tapaj hatası olduğunu sanmışlardı. Fakat sadece manşette değil, gazetelerin hiç bir yerinde A harfi yoktu. Sanki gizli bir el gazetelerdeki tüm A harflerini özenle tek tek silmişti. Gazeteyi okuyan ve boyalı basının kendisiyle dalga geçtiğini sanan Başbakan, “Allah Allah bu nasıl iştir”, diyecekken, dudaklarından “llh, llh bu nsıl iştir” gibi garip kelimeler dökülmüştü. “Ne dedin nlmdım” diyen karısını duyunca, başbakanın şaşkınlığı iyice artmıştı. Öksürerek boğazını temizleyip tekrar aynı cümleyi kurdu fakat sonuç değişmedi. A harfini bir türlü söyleyemiyordu. Çok geçmeden karısının, yardımcısının, makam şöförünün ve garsonun da A harfini söyleyemediğini öğrendi. Durum ülke genelinde de farklı değildi. Bebeğinden, moruğuna kadar tüm vatandaşlar A harfini söyleyemiyorlardu. Karşısındakinin şaka yaptığını sanan kişiler, cümle kurmaya kalktıklarında kendilerin de A harfini söyleyemediğini şaşkınlıkla fark etmişlerdi. Hemen herkes bu duruma önce gülmüş, ardından da şaşkın kalakalmıştı. Sorun sadece A harfinin telaffuz edilememesi değildi. Hiç kimse A harfini hiç bir şekilde yazamıyordu. Diğer harfleri yazmakta hiç bir sorun yoktu ama sıra A harfine gelince, sanki görünmeyen bir el kalemin hareketini engelliyordu. Kağıdı yırtma pahasına kaleminizi zorlasanız da A harfi yazılamıyordu. Sabah, sabah daha afyonu patlatamadan A harfini telaffuz edememe ve yazamama şokunu atlatanlar hızla bilgisayarlarını açtılar fakat durum bilgisayarda da aynıydı. Ekranda veya yazıcıda A harfini yazmak mümkün değildi. Bütün kitapların içinde eksik dişler gibi A harfinin boşalttığı kısımlar sırıtıyordu. Herkes bir şeyler söylüyordu ama içinde A harfi olan kelimelerin anlaşılaması yüzünden sabahın ilk saatlerinden itibaren ülke genelinde bir kaos başlamıştı. “Müsit bir yerde inecek vr” cümlesini çok az dolmuş şöförü anlamıştı. Televizyonlar, her beş dakikada bir, “birinci hrfin son durumu” hakkında yayınlar yapıyorlardı. Mükemmel Türkçe konuşan spikerlerin bile ne dediği artık tam anlaşılamıyordu. Sanki yabancı bir televizyon kanalını izliyor gibiydiniz. İlk başta komik gelen bu konuşmalar sonradan epey can sıkıcı ve hatta üzücü olmaya başlamıştı. Ufak bir çocuğun dediği gibi, “nne ne diyor bunlr”. Ellerindeki mikrofonlarla önüne geçtikleri vatandaşları sorgu suale çeken muhabirler, heyecanla son durumu aktarıyorlardı. Aslında son durum falan yoktu. Durum sabahtan beri değişmemişti, yani A harfi artık yoktu. Depremlere, savaşlara, doğal afetlere ve hatta kendi beceriksizliklerine bile önceden önlem almış olan hükümet bu durum karşısında aciz kalmıştı. Başta Başbakan olmak üzere tüm devlet görevlileri, önce ülkemize karşı yapılan büyük çaplı bir komplodan şüphelenmişlerdi. Fakat bu çapta büyük bir komployu sevgili müttefikimiz ve dostumuz ABD bile yapamazdı. Depremleri tetikledikleri veya gizli misyoner faaliyetleri yürütüp ellerindeki cep telefonları ile aptal aptal dolaşan Türk gençlerini Hristiyan yapmak için TRT haberleri kadar sıkıcı misyonerleri sürüler halinde ülkemize gönderdikleri söylentileri vardı ama harfleri ortadan kaldırmak gibi bir teknolojiye henüz onlar bile sahip değildi. Bu yüzden, çok hevesli olsalar da devlet görevlileri komplo teorisini bir kenara bırakmak zorunda kaldılar. Bu hengamede soğukkanlığını koruyan bir gazeteci, bir gün evvel akşam vakti gelen istifa mektubunu hatırladı. Dün akşam okuduktan sonra gülümsediği ve sonra da çöp kutusuna attığı mesaj bir anda önem kazanmıştı. İşin garibi, gelen faks mesajındaki A harfleri de kaybolmuştu ama mesaj aynı mesajdı. Gazeteci, yayın akışını durdurup hemen alfabenin ilk harfinin istifa ettiğini belirttiği mesajı televizyondan tüm ülkeye duyurdu. Onun ardından, aynı mesajı almış diğer gazeteler ve televizyonlar da farklı şekillerde de olsa aynı haberi geçtiler: “flş flş birinci hrf istif etti” Aynı istifa mektubunu alan bakanlardan biri, Başbakana yaranmak için gazetecilere demeç verip, “birinci hrfin istifsının hükümet trfındn kabul edilmediğini” söyledi. Bunu kameralar karşısında bir devlet adamı ciddiyetiyle söylemiş olsa da, yardımcısı dahil herkesin gülümsemesine yol açmıştı. Yine de gazeteler, “hükümet birinci hrfin istifsını kbul etmedi” diye haberi geçtiler. Hükümeti ve devlet adamlarını hiç takmadığı açıkça anlaşılan sabık harf A, istifa mektubunu verdikten sonra kayıplara karışmıştı. Nasıl ortadan kaybolduğu ve nereye gittiği bir sırdı. Garip olan bir şey vardı, birinci harf sadece Türkçe’den istifa etmişti, diğer dillerde görevini sürdürmeye devam ediyordu. İngilizce konuşan Türkler, a harfini gayet güzel telaffuz edip, yazabiliyorlardı fakat aynı işi Türkçe yapmaya kalkıştıklarında çuvallıyorlardı. Bir harf istifa edebilir miydi? Sonuçta harfler bir simgeden başka bir şey değildiler, yani bir işaret, bir resim gibi. O halde nasıl oluyorda istifa edecek bir bilince sahip olabiliyordu. Bu mümkün olamazdı. Varsayalım alfabenin tüm harflerinin bir bilinci vardı. Bu durumda bile cevaplanması gereken bir çok soru vardı. - A harfi neden istifa etti? Yorgunluk, küskünlük ya da kişisel bir sebeb? Depresif bir harf miydi A harfi? - Neden diğer harfler değilde A harfi istifa etti? - Diğer harfler de, örneğin çok kullanılan E harfi de istifa edecek miydi? Bunu E harfine sormak gerekiyordu tabi ki. - A harfi tekrar görevine dönecek miydi? Eğer dönmezse, A harfi olmadan yeni bir dil mi oluşturulacaktı? A harfi dilin bir parçası, dil de kültürün temeli olduğu için, durum doğrudan kültür bakanını ve kültür bakanlığını ilgilendiriyordu. Üniversitelerin edebiyat bölümleri durumu açıklamakta aciz kalmışlardı. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir şey gerçek olmuştu. Nasıl olduğunu kimse açıklayamıyordu ama sonuçta A harfi olmayan bir dil işe yaramıyordu. Diğer afetlerde olduğu gibi hemen bir kriz masası oluşturuldu fakat masa kelimesi telaffuz edilemediği için ismi hemen kriz bürosu olarak değiştirildi. Kriz bürosu yayınladığı ilk mesajda, vatandaşların panik yapmamasını (vatandaş yerine birey kelimesini kullanmışlardı) ve şimdilik o harfin bulunduğu kelimeleri mümkün olduğunca kullanılmaması konusunda vatandaşları uyardı. Kriz bürosu daha sonra bir hasar tespiti yaptı. Hazırlanan “Hsr Rporu” na göre durum gerçekten vahimdi. İçinde artık A harfi yer almayan Türkçe dili neredeyse tamamen işlevsiz hale gelmişti. Dil olmayınca da iletişim olmuyordu. İletişim olmayınca da her şey neredeyse durma noktasına gelmişti. Borsa yarım saat içinde çöküş noktasına gelmiş, otobüsler, trenler ve uçaklar hareket etmiyordu. Çoğu yerde üretim durmuş, bazı fabrikalar durum düzelinceye kadar kapılarını kapatmışlardı. Yanlış iletişimden dolayı bir çok yerde trafik kazası olmuştu. Bir uçak da, pilotun “lçk yklş” kelimesini anlayamadığı için gövde üstüne inmişti fakat ölen ya da yaralanan olmamıştı. En büyük darbeyi ise basın yayın sektörü almıştı. Gazeteler, televizyonlar, dergiler ve yayınevleri, ortalıktan kaybolan A harfinin ardından tamamen iş yapamaz hale gelmişlerdi. İçinde A harfi olmayan tüm gazete, dergi ve kitaplar ellerinde kalmıştı. Üzerinde anlamlı bir şey kalmadığı için birden sadece kağıt değerine düşen tüm yayınları ne yapacaklarını kara kara düşünmeye başlamışlardı. Bu sektörden ekmek yiyen yazar, çevirmen, redaktör, editör ve çaycılar da bir anda işsiz kalmışlardı. A harfinin kaybolması sadece iletişimin yok olmasına sebeb olmamıştı. Böylesine garip bir olayın olması, cahil halk tarafından “kıy met lmeti, işreti” olarak görülmüştü. Sokaklarda anlamsızca bağırıp çağıran, sürekli olarak kıymet geliyor diyen provakatif irticai gruplar görülmeye başlanmıştı. Tanrı yoldan çıkmış laikleri cezalandırmak için A harfini ortadan kaldırmıştı. Sonsuz cennette sadece huriler değil, bol bol A harfi de olacaktı. Olay karşısında çaresiz kalan hükümet, bir basın duyurusu ile sabık birinci harfin derhal görevine geri dönmesi çağrısında bulundu. Oldukça sert bir üslupla kaleme alınmış bildiride, birinci h_rfin, her ne kadar istifa ederek ülkeyi bir kaosa sürüklemesine rağmen, eğer görevine geri dönerse hakkında hiç bir cezai işlem yapılmayacağı da özellikle belirtiliyordu. Sabık harf geri dönünceye kadar, resmi yazışmalarda onun yerine alt tire veya tire işareti kullanılmasına karar verilmişti. Yazışmalarda tire kullanılabilirdi ama konuşmalarda bu imkansızdı. Zaten basın açıklaması her zamanki gibi hükümet sözcüsü tarafından yapılmamıştı, sadece basına bol tireli bildiri dağıtılmıştı. Büyük kentlerde git gide artan karmaşa ve anarşi askerleri rahatsız etmişti. Bölücü örgüt, hiç eksik olmayan iç ve dış düşmanlarımız yetmezmiş gibi bir de sabık A harfi çıkmıştı. Gizli bir yazıyla ortadan kaybolan A harfini bulmak için yurt çapında tüm birliklerin arama yapması emredilmişti. Her ne kadar bu emri alan birliklerin, istifa eden bir harfi nasıl ve nerede bulacakları konusunda en ufak fikirleri olmasa da, emri yerine getirmek için meskun ve gayrı meskun her yere askerleri göndermişlerdi. Ne aradıklarını bilmeyen askerler, durmak bilmeksizin aramaya devam ediyorlardı. Mantığı olsun ya da olmasın sonuçta emir emirdi ve yerine getirilmeliydi. İsminde A harfi olan tüm resmi, gayri resmi ve hatta illegal kuruluşlar kendilerine yeni bir isim bulmaya karar vermişlerdi. Anayasa mahkemesi, adını hukuki kurul olarak değiştirmek için başvurmuştu. Bu başvuruyu yapabilecekleri tek kurum kendileri olduğu için, kendi kendilerine başvurmakta sakınca görmemişlerdi. Her şey kitabına uygun olduğuna göre ortada bir sorun yoktu. Yaşanan kaos ve anarşi ortamı sıkıyönetimi gündeme getirmişti. Sıkıyönetim kaybolan düzeni geri getirmek için iyi bir şeydi ve daha da önemlisi içinde A harfi bulunmuyordu. Hükümet gönülsüzce bunu kabul etti. Büyük şehirlerde tanklar, tam teçhizatlı askerler ve sık sık yapılan kimlik kontrolleri gibi hiç de alışık olunmayan görüntüler vardı artık. Darbe söylentileri almış yürümüştü. Söylentisinin ardından darbenin geleceğini biraz yaşam tecrübesi olan herkes bilirdi. A harfi için kurulan kriz bürosu, durumu tetkik etmesi için bilimsel bir komisyon oluşturdu. Sadece edebiyatçılar, dilbilimciler değil, fizik ve hatta kimya profesörleri bile vardı. Bu kadar akıllı adamı bir araya getirmek akıllıca bir işti ama bu kadar akıllı adamdan akıllı bir fikir maalesef çıkmadı. Kuantum teorisindeki paralel evrenlerden esinlenen paralel harfler teorisinden tutunda, metal yorgunluğuna benzer harf yorgunluğu teorisine kadar bir sürü abuk subuk teori ortaya atılmıştı. Hepsi çok ilginç, değerli bilimadamlarından çıkmış ama bir işe yaramayan teorilerdi. İnsanların neden A harfini yazıp, söyleyemediğini de açıklamak imkansızdı. Yapılan deneylerde gayet sağlıklı olan insanların her yerine bir sürü cihaz bağlanmış ve o harfi yazmaları istenmişti. Vücut ve beyin fonksiyonları sağlıklı olan insanların sanki felçli gibi davranmaları için ortada bir sebeb yoktu ama işte nasıl oluyorsa, beyin ve vücut yazmayı reddediyordu. Çaresiz kalan komisyon, A harfinin hiç geri dönmeyeceği ihtimalini göz önüne alarak, yeni bir dil oluşturma çalışmalarına başladı. Tahmin edersiniz ki bu oldukça zor bir işti. İçinde A harfi bulunan kelimeleri tek tek çıkarmak ve bunların yerine yeni kelimeler bulmak ya da uydurmak gerekiyordu. Uydurulan kelimeler, uyduran insanın dışında kimsenin anlayamadığı tuhaf şeylerdi, örneğin uçak kelimesi yerine uçurgeç önerilmişti. Sıradan insanlarda kendilerine göre çözümler üretiyordu. Artık manavlara elma demiyorlardı, bunun yerine elleriyle meyveyi gösterip, ardından orada duran kilolardan birini satıcıya uzatıyorlardı. Bunun anlamı bir kilo elma istiyorum demekti. Kelimelerin yerine resim kartları çıkmıştı. Araba demek istediklerinde, ceplerinde duran bir araba resmini çıkartıp gösteriyorlardı. Yazı da benzer pratik çözümler türemişti. Hiyeroglif benzeri bir yazışma türü ortaya çıkmıştı. Ali bir kilo elma aldı yazmak yerine, Ali’nin resmi, elmanın resmi ve kilo yazısı ile cümle tamamlanıyordu. A harfinin geri dönmesi için gösteriler, toplu dualar ve reiki seansları yapan insanlar, A harfinin ruhuna doğrudan seslendiklerini ve bu seslenişin elbet karşılık bulacağına yürekten inanıyorlardı. Yine de bu toplu ayinlerin ve ağlaşma törenlerinin bir işe yaradığı söylenemezdi. Katılanlara bir tür katarsis yaşattığı şüphesizdi ama nerede olduğu belli olmayan A harfini geri dönmeye ikna edememişti. A harfi istifa edeli yaklaşık üç hafta geçmişti. Yabancı düşmanlara, ekonomik zorluklara ve hatta başkentteki beceriksiz yönetime bile dayanmış ülke, A harfinin yokluğuna dayanamamıştı. Herkes kaygılıydı. Bu duruma en çok üzülenlerden biri de küçük Ayşe’ydi. Okumayı, yazmayı henüz öğrenmişken birdenbire A harfinin ortadan kaybolmasıyla o da bir çok insan gibi adsız kalmıştı. Sayfalar dolusu yazdığı adını artık yazamamak, anne ve baba diyememek onu çok üzmüştü. Umutsuzca giriştiği her yazma denemesinde kalemin ucunu kırma pahasına kendini zorlasa da A harfini bir türlü yazamıyordu. Her başarısız girişimin ardından ağlamaya başlıyor, hem kendini hem de anne babasını çok üzüyordu. Durumu kendilerine bile açıklayamayan anne babası, A harfinin yokluğu konusunda Ayşe’ye en ufak bir mantıklı açıklama yapamıyorlardı. Onu sakinleştirmek için sadece, “gitti, gelecek kızım” diyebiliyorlardı. Başarısız bir isim yazma denemesinden sonra ağlamaya başlayan Ayşe, A harfinin dönmesi için ona yalvarmış, herhangi bir cevap alamayınca da kızgınlıkla onu suçlamaya başlamıştı. Evin içinde bazen suskun, bazen de söylenerek dolaşıyordu. Etrafındaki oyuncaklara aldırmadan kendi dünyasında yaşamaya başlamış, adsız olmaktan dolayı iyiden iyiye depresif olmuştu. Akşamları yatmadan önce neredeyse yüzlerce kez, “lütfen geri dön” diyip duruyordu. Her türlü tehdide, teklife ve rüşvete aldırmayan A harfi, küçük Ayşe’nin umutsuz yakarışlarını duydu. Ertesi gün bütün gazetelere, televizyonlara, haber ajanslarına ve belli başlı devlet dairelerine aynı anda gelen ve yine nereden geldiği olmayan bir mesajı bu sefer herkes ciddiye almıştı. Mesajda aynen şunlar yazıyordu; “Türkçe dilinde yürütmekte olduğum görevime yrın 08:00 itibriyle tekrr bşlıyorum. İmz lfbenin birinci hrfi Herkes bu habere çok sevinmişti. Bunun nahoş bir şaka olabileceğini düşünerek temkinli davrananlar bile sevinç çığlıkları atmamak için kendilerini zor tutuyordu. Yerel ve ulusal tüm televizyonlar normal yayın akışlarını kesip bu flş hberi vermişti. “Müjde, uzun süredir kyıp olan sbık hrf tekrr görevine dönüyor”. Hükümet adına açıklamada bulunan bir bakan, hükümetin özverili çalışmaları sonucu A harfinin bulunduğu ve görevine geri dönmeye ikna edildiğini söyledi. A harfini hükümetin hangi biriminin ve nasıl bulduğunu açıklayamayan bakan, sadece bölünmez bütünlük ve iç ve dış düşmanlar gibi bildik bir kaç şey geveledi. Muhalefet ise, harfin kaybolmasından bu yana beceriksiz ve şuursuz davranmakla suçladığı hükümetin, geri dönmesinde en ufak bir katkısı olmadığı halde bunu politik malzeme yapmasını şiddetle kınadı. Darbe hazırlıklarına başlamış olan askerler, durum netleşinceye kadar darbe planlarını bir süreliğine ertelemişlerdi. Bir generalin dediği gibi, “bklm o hrf orty çıkck mı? Çıkmzs bir drbe yprız netekim”. Dinci basın ise, “liklerin yeni bir kompilesi” deyip işin içinden çıkmışlardı. Ertesi gün sabah herkes merakla A harfinin ortaya çıkmasını bekliyordu. Saat tam 08:00 olunca A harfi her yerde birdenbire kaybolduğu gibi ortaya çıkıvermişti. Herkes çok sevinçliydi. Birbirlerine sarılanlar, sevinçten ağlayanlar ve içinde A harfi geçen kelimeleri peşisıra söyleyenler ortalığı doldurmuştu. Sokaklarda şarkılar söyleyen gruplar hiç görülmemiş bir milli birlik ve beraberlik içinde yan yana yürüyorlardı. Hükümet bir kıyak çekip o günü resmi tatil ilan etti. Daha sonraki yıllarda “Ulusal A günü” olacak bu günde, başta Ayşe olmak üzere pek çok kişi sevinçle yeniden kavuştukları A harfini sayfalar dolusu yazmışlardı. Diz üstü bilgisayarının klavyesindeki A tuşunun bozulunca tembelliğinden klavyeyi tamir ettirmeye üşenen hakan aydın'ın bu işte parmağı olup olmadığını elbet bilemeyiz ve kanıtlayamayız. Fakat klavyenin bozulma ve tamir olma zamanları ile A harfinin kaybolma ve geri dönme zamanlarının bire bir çakışması elbette haklı şüpheler uyandırmıştır. Acaba tembelliğinden klavyeyi tamir etmek yerine A harfini ortadan kaldırmaya mı kalktı? Kendine sorsanız muhakkak “iftir iftir” diyecektir. Not: Aldığımdan beri beni çileden çıkaran ve en son olarak da A tuşu bozulan Toshiba marka diz üstü bilsayarın verdiği ilhama teşekkür eder ve bir daha Toshiba marka bir şey almayacağıma söz veririm |